Serkan
New member
“Herkes biraz gerildi. Önce sonuçların neden böyle çıktığını birlikte konuşalım, sonra deney tasarımına bakalım.”
Burada mesele “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” demek değil. Aynı stratejileri kullanan kadınlar, son derece empatik erkekler, son derece analitik kadınlar ve hem çözüm odaklı hem ilişki odaklı hareket eden insanlar var.
Hatta aynı kişi farklı durumlarda farklı davranabilir.
Bir doktora öğrencisi veri analizinde son derece sistematik olabilirken arkadaşının moralinin bozuk olduğunu fark ettiğinde bütün teknik yaklaşımını bir kenara bırakıp onu dinleyebilir.
Akademik hayat zaten tam olarak böyle bir çeşitlilik üzerine kurulu.
Doktora Öğrencisinin Günlük Hayatı Neden Bu Kadar İlginç?
Dışarıdan bakınca doktora öğrencisinin hayatı oldukça havalı görünebilir.
“Üniversitede araştırma yapıyor.”
“Bilimsel makale yazıyor.”
“Uluslararası konferanslara katılıyor.”
İçeriden bakınca tablo biraz daha renkli olabilir:
08.00: “Bugün çok verimli çalışacağım.”
09.15: Kahve.
10.30: Literatür taraması.
12.00: “Bu makalede verilen kaynak aslında benim tez konumla doğrudan ilişkili.”
13.30: Yeni bir makale.
15.00: Yeni bir makale daha.
17.45: “Ben bugün ne yaptım?”
19.00: Tez dosyası açılır.
19.07: Dosya kapatılır.
20.00: “Yarın kesin başlıyorum.”
Ertesi gün aynı döngü.
Elbette her doktora öğrencisinin deneyimi böyle değildir. Kimi laboratuvarda yoğun deney yapar, kimi sahada veri toplar, kimi arşivlerde çalışır, kimi kod yazar, kimi hastanelerde veya araştırma merkezlerinde proje yürütür. Bazıları öğretim faaliyetlerine katılır, bazıları araştırma projelerinde görev alır.
Dolayısıyla “PhD yapan kişi bütün gün kütüphanede tez yazıyor” düşüncesi de oldukça eski bir klişedir.
“Hocam” Demek Doğru mu?
İşte sosyal hayatta sık karşılaşılan başka bir konu.
Doktora öğrencisine “hocam” demek yanlış mıdır?
Mutlaka yanlış değildir. Türkiye'de “hocam” kelimesi yalnızca resmi akademik unvanı belirtmek için kullanılmaz; günlük iletişimde saygı ifadesi olarak da kullanılabilir.
Fakat “hocam” demek ile “profesör” demek aynı şey değildir.
Bir doktora öğrencisine “profesör” demek akademik açıdan doğru olmaz. Aynı şekilde doktora öğrencisini “doktor” olarak tanımlamak da, doktorasını tamamlamadığı sürece doğru değildir.
Ancak bir doktora öğrencisi ders veriyor, araştırma yürütüyor veya akademik bir ortamda görev yapıyorsa insanlar ona günlük iletişimde “hocam” diye hitap edebilir.
Kısacası sosyal hitap ile resmi akademik unvanı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
PhD Sonrası Hayat Otomatik Olarak Akademik Başarı mı Getirir?
Bence burada daha ilginç bir soru var:
Doktorasını tamamlayan herkes akademisyen olmak zorunda mı?
Hayır.
Doktora derecesi akademik araştırma kariyerinde önemli bir yeterlilik olabilir, ancak doktora mezunlarının tamamı üniversitede kalmaz. Sanayi, teknoloji şirketleri, kamu kurumları, araştırma kuruluşları, danışmanlık, veri bilimi, biyoteknoloji, finans, eğitim ve daha birçok alanda kariyer seçenekleri bulunabilir.
Özellikle bazı alanlarda doktora eğitimi, kişinin belirli bir problemi uzun süre boyunca bağımsız şekilde araştırabilme becerisini geliştirir.
Bu nedenle PhD'nin değeri sadece “Dr.” unvanından ibaret değildir.
Asıl değer bazen şudur:
Bir soruyu tanımlamak.
İyi bir yöntem geliştirmek.
Kanıtları değerlendirmek.
Yanlış sonuçla karşılaşınca yeniden düşünmek.
Eleştiriyi kabul etmek.
Belirsizlikle yaşayabilmek.
Ve en önemlisi, “Bilmiyorum” demekten korkmamak.
Bilimsel düşüncenin en güçlü taraflarından biri belki de budur.
Doktora Yapan Birine Nasıl Hitap Etmeli?
Pratik bir cevap vermek gerekirse:
Doktora programında olan kişiye doktora öğrencisi denebilir.
Kurumsal bağlama göre doktora adayı ifadesi kullanılabilir.
İngilizcede PhD student veya uygun statüde PhD candidate denebilir.
Doktorasını tamamlamış kişiye akademik anlamda doktor denebilir.
“Hocam” günlük iletişimde saygılı bir hitap olarak kullanılabilir; ancak bu, kişinin resmi akademik unvanını göstermez.
“Profesör” ifadesi ise ayrı bir akademik unvandır ve doktora derecesiyle otomatik olarak kazanılmaz.
En güvenli yaklaşım, kişinin gerçek akademik statüsüne bakmaktır.
Asıl Mesele Unvan mı, Üretilen Bilgi mi?
Bunca unvanın arasında bazen asıl noktayı kaçırıyoruz.
Doktora öğrencisi, aday, doktor, doçent, profesör...
Bunların hepsi akademik sistem içinde belirli anlamlara sahip. Fakat bir araştırmacının değerini sadece kartvizitindeki birkaç harfle ölçmek pek mantıklı değil.
İyi bir doktora öğrencisi, henüz “doktor” unvanına sahip olmadan da önemli bir araştırma yapabilir. Doktorasını tamamlamış bir kişi de araştırmayı bırakırsa yalnızca unvanıyla bilimsel katkı üretmiş olmaz.
Belki de doktora eğitiminin en güzel tarafı burada yatıyor: İnsan bir noktada unvan kovalamaktan çok soru kovalamaya başlıyor.
“Bu neden böyle?”
“Başka türlü olabilir mi?”
“Bu sonucu gerçekten destekleyen kanıt var mı?”
“Benim varsayımım yanlışsa ne olacak?”
Ve belki de en zor soru:
“Yıllardır üzerinde çalıştığım tez gerçekten dünyaya yeni bir şey söylüyor mu?”
Doktora sürecinin zihinsel ağırlığı da biraz buradan geliyor.
Sonuç olarak PhD yapan kişiye genel olarak doktora öğrencisi veya bağlama göre doktora adayı denir; doktora derecesini tamamlayan kişi ise akademik anlamda doktor unvanını alabilir. Fakat “doktor” kelimesinin burada tıp doktoru anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekir.
Yani bir gün karşınıza elinde kahvesi, bilgisayarında 37 açık sekmesi ve “tezimin son düzeltmelerini yapıyorum” diyen biri çıkarsa ona hemen “Doktor!” diye seslenmeden önce küçük bir kontrol yapmakta fayda var.
Belki doktorasını bitirmiştir.
Belki hâlâ doktora öğrencisidir.
Belki de sadece üçüncü kahvesini içip tez dosyasını açmaya hazırlanıyordur.
Akademide bazen bu üç ihtimali birbirinden ayırmak, tez yazmaktan bile zor olabiliyor.
Burada mesele “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” demek değil. Aynı stratejileri kullanan kadınlar, son derece empatik erkekler, son derece analitik kadınlar ve hem çözüm odaklı hem ilişki odaklı hareket eden insanlar var.
Hatta aynı kişi farklı durumlarda farklı davranabilir.
Bir doktora öğrencisi veri analizinde son derece sistematik olabilirken arkadaşının moralinin bozuk olduğunu fark ettiğinde bütün teknik yaklaşımını bir kenara bırakıp onu dinleyebilir.
Akademik hayat zaten tam olarak böyle bir çeşitlilik üzerine kurulu.
Doktora Öğrencisinin Günlük Hayatı Neden Bu Kadar İlginç?
Dışarıdan bakınca doktora öğrencisinin hayatı oldukça havalı görünebilir.
“Üniversitede araştırma yapıyor.”
“Bilimsel makale yazıyor.”
“Uluslararası konferanslara katılıyor.”
İçeriden bakınca tablo biraz daha renkli olabilir:
08.00: “Bugün çok verimli çalışacağım.”
09.15: Kahve.
10.30: Literatür taraması.
12.00: “Bu makalede verilen kaynak aslında benim tez konumla doğrudan ilişkili.”
13.30: Yeni bir makale.
15.00: Yeni bir makale daha.
17.45: “Ben bugün ne yaptım?”
19.00: Tez dosyası açılır.
19.07: Dosya kapatılır.
20.00: “Yarın kesin başlıyorum.”
Ertesi gün aynı döngü.
Elbette her doktora öğrencisinin deneyimi böyle değildir. Kimi laboratuvarda yoğun deney yapar, kimi sahada veri toplar, kimi arşivlerde çalışır, kimi kod yazar, kimi hastanelerde veya araştırma merkezlerinde proje yürütür. Bazıları öğretim faaliyetlerine katılır, bazıları araştırma projelerinde görev alır.
Dolayısıyla “PhD yapan kişi bütün gün kütüphanede tez yazıyor” düşüncesi de oldukça eski bir klişedir.
“Hocam” Demek Doğru mu?
İşte sosyal hayatta sık karşılaşılan başka bir konu.
Doktora öğrencisine “hocam” demek yanlış mıdır?
Mutlaka yanlış değildir. Türkiye'de “hocam” kelimesi yalnızca resmi akademik unvanı belirtmek için kullanılmaz; günlük iletişimde saygı ifadesi olarak da kullanılabilir.
Fakat “hocam” demek ile “profesör” demek aynı şey değildir.
Bir doktora öğrencisine “profesör” demek akademik açıdan doğru olmaz. Aynı şekilde doktora öğrencisini “doktor” olarak tanımlamak da, doktorasını tamamlamadığı sürece doğru değildir.
Ancak bir doktora öğrencisi ders veriyor, araştırma yürütüyor veya akademik bir ortamda görev yapıyorsa insanlar ona günlük iletişimde “hocam” diye hitap edebilir.
Kısacası sosyal hitap ile resmi akademik unvanı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
PhD Sonrası Hayat Otomatik Olarak Akademik Başarı mı Getirir?
Bence burada daha ilginç bir soru var:
Doktorasını tamamlayan herkes akademisyen olmak zorunda mı?
Hayır.
Doktora derecesi akademik araştırma kariyerinde önemli bir yeterlilik olabilir, ancak doktora mezunlarının tamamı üniversitede kalmaz. Sanayi, teknoloji şirketleri, kamu kurumları, araştırma kuruluşları, danışmanlık, veri bilimi, biyoteknoloji, finans, eğitim ve daha birçok alanda kariyer seçenekleri bulunabilir.
Özellikle bazı alanlarda doktora eğitimi, kişinin belirli bir problemi uzun süre boyunca bağımsız şekilde araştırabilme becerisini geliştirir.
Bu nedenle PhD'nin değeri sadece “Dr.” unvanından ibaret değildir.
Asıl değer bazen şudur:
Bir soruyu tanımlamak.
İyi bir yöntem geliştirmek.
Kanıtları değerlendirmek.
Yanlış sonuçla karşılaşınca yeniden düşünmek.
Eleştiriyi kabul etmek.
Belirsizlikle yaşayabilmek.
Ve en önemlisi, “Bilmiyorum” demekten korkmamak.
Bilimsel düşüncenin en güçlü taraflarından biri belki de budur.
Doktora Yapan Birine Nasıl Hitap Etmeli?
Pratik bir cevap vermek gerekirse:
Doktora programında olan kişiye doktora öğrencisi denebilir.
Kurumsal bağlama göre doktora adayı ifadesi kullanılabilir.
İngilizcede PhD student veya uygun statüde PhD candidate denebilir.
Doktorasını tamamlamış kişiye akademik anlamda doktor denebilir.
“Hocam” günlük iletişimde saygılı bir hitap olarak kullanılabilir; ancak bu, kişinin resmi akademik unvanını göstermez.
“Profesör” ifadesi ise ayrı bir akademik unvandır ve doktora derecesiyle otomatik olarak kazanılmaz.
En güvenli yaklaşım, kişinin gerçek akademik statüsüne bakmaktır.
Asıl Mesele Unvan mı, Üretilen Bilgi mi?
Bunca unvanın arasında bazen asıl noktayı kaçırıyoruz.
Doktora öğrencisi, aday, doktor, doçent, profesör...
Bunların hepsi akademik sistem içinde belirli anlamlara sahip. Fakat bir araştırmacının değerini sadece kartvizitindeki birkaç harfle ölçmek pek mantıklı değil.
İyi bir doktora öğrencisi, henüz “doktor” unvanına sahip olmadan da önemli bir araştırma yapabilir. Doktorasını tamamlamış bir kişi de araştırmayı bırakırsa yalnızca unvanıyla bilimsel katkı üretmiş olmaz.
Belki de doktora eğitiminin en güzel tarafı burada yatıyor: İnsan bir noktada unvan kovalamaktan çok soru kovalamaya başlıyor.
“Bu neden böyle?”
“Başka türlü olabilir mi?”
“Bu sonucu gerçekten destekleyen kanıt var mı?”
“Benim varsayımım yanlışsa ne olacak?”
Ve belki de en zor soru:
“Yıllardır üzerinde çalıştığım tez gerçekten dünyaya yeni bir şey söylüyor mu?”
Doktora sürecinin zihinsel ağırlığı da biraz buradan geliyor.
Sonuç olarak PhD yapan kişiye genel olarak doktora öğrencisi veya bağlama göre doktora adayı denir; doktora derecesini tamamlayan kişi ise akademik anlamda doktor unvanını alabilir. Fakat “doktor” kelimesinin burada tıp doktoru anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekir.
Yani bir gün karşınıza elinde kahvesi, bilgisayarında 37 açık sekmesi ve “tezimin son düzeltmelerini yapıyorum” diyen biri çıkarsa ona hemen “Doktor!” diye seslenmeden önce küçük bir kontrol yapmakta fayda var.
Belki doktorasını bitirmiştir.
Belki hâlâ doktora öğrencisidir.
Belki de sadece üçüncü kahvesini içip tez dosyasını açmaya hazırlanıyordur.
Akademide bazen bu üç ihtimali birbirinden ayırmak, tez yazmaktan bile zor olabiliyor.