Osmanlı Devleti'nde halk ilk kez seçme ve seçilme hakkını ne ile elde etmiştir ?

BozokaBozokayy

Global Mod
Global Mod
Osmanlı Devleti'nde Seçme ve Seçilme Hakkı: Bir Adım mı, Yoksa Sömürü Mü?

Halkın iradesini yansıtan bir yönetim sistemi fikri, Osmanlı Devleti'nde ne zaman ve nasıl şekillenmiştir? Osmanlı’da halkın seçme ve seçilme hakkını ilk elde ettiği an, modern demokrasinin temel taşlarından biri olarak kabul edilebilir mi? Gelin bu soruya daha cesur bir bakış açısıyla yaklaşalım ve Osmanlı’daki bu gelişmenin, aslında ne kadar sınırlı ve çıkarcı bir adım olduğunu tartışalım.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında, özellikle 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Batı'daki modernleşme hareketlerinin etkisiyle Osmanlı’da da çeşitli siyasi reformlar gündeme gelmiştir. Bu reformlardan en dikkat çekeni, halkın seçme ve seçilme hakkını elde etmesiydi. Ancak bu hak, sadece Batı’dan gelen baskılar ve Osmanlı’nın yıkılma tehdidiyle şekillenen bir “tepkisel” hareket miydi? Yoksa halkın özgür iradesini yansıtan gerçek bir demokratik adım mıydı? İşte bu sorunun cevabı, hem tarihsel hem de toplumsal açıdan oldukça tartışmaya açık.

Tartışmalı Seçim Yasası: Osmanlı'da Seçme Hakkı Ne Kadar Gerçekti?

Osmanlı Devleti’nde halkın ilk kez seçme ve seçilme hakkını kazandığı an, 1876 yılında kabul edilen Kanun-i Esasi ile gerçekleşmiştir. Bu anayasa ile Osmanlı halkına, “Meclis-i Mebusan”da seçme hakkı tanınmış ve ilk kez halkın temsil edilmesine olanak sağlanmıştır. Ancak bu hak, Osmanlı İmparatorluğu'nun halkını, batılı anlamda özgür seçmenler yapmamıştır. Zira seçme hakkı sadece erkeklere verilmiş, kadınlar yine dışlanmış ve bu hak oldukça sınırlı bir şekilde kullanıma sunulmuştur.

Osmanlı'daki seçme hakkı, başta görüldüğü gibi, Batı'daki demokrasi anlayışına benzemez. Seçmenler sadece belirli bir vergi ödeyen ve belirli bir gelir seviyesine sahip erkeklerden oluşuyordu. Yani, bu reformun toplumun her kesimini kapsadığı iddiası tamamen yanıltıcıdır. 1881-1914 yılları arasında yapılan seçimlerde, genellikle zengin ve belirli statüye sahip kişiler seçilmiştir. Bu, halkın özgür iradesiyle yapılan bir seçim değil, daha çok bir elit tabakanın iktidarını pekiştirmeye yönelik bir stratejiydi.

Kadınların Katılımı: Toplumun Yarısından Neden Haber Yok?

Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınlar, bu haklardan yoksun bırakılmakla kalmamış, daha da önemlisi, toplumun erkek egemen yapısı sayesinde karar alma süreçlerinden tamamen dışlanmışlardır. Osmanlı’daki bu seçme hakkı reformunun, kadınları yok sayan bir yapıya sahip olması, tartışılması gereken önemli bir konudur. Bugün, demokratik haklar ve eşitlik denildiğinde, kadınların politikaya katılımı önemlidir. Ancak Osmanlı’da kadınların toplumsal haklardan dışlanması, yalnızca halkın yarısının sesinin duyulmaması anlamına gelmemiştir; aynı zamanda bir toplumun tüm potansiyelini göz ardı etmeyi de beraberinde getirmiştir.

Sadece seçme hakkı değil, kadınların eğitim hakları dahi kısıtlanmışken, erkeklerin özgür iradesiyle halkı temsil etmek, toplumun bütününe adil bir yansıma getirmezdi. Peki, Osmanlı yönetimi, batılı güçlerin baskıları altında yapılan bu reformlarla, gerçekten halkının özgürlüğünü savunmuş muydu? Yoksa sadece kendi otoritesini sürdürmek adına, dış dünyaya yönelik bir ‘modernleşme’ göstergesi mi sunuyordu?

Modernleşme mi, İktidar Koruma mı?

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan reform hareketleri, çoğunlukla batılılaşma baskısı altında şekillenmiştir. Halkın seçme ve seçilme hakkını elde etmesi, aslında devleti koruma çabalarından biri olarak değerlendirilebilir. Osmanlı, iç karışıklıkları ve dış tehditleri göz önünde bulundurduğunda, halkın daha fazla katılımını sağlamak yerine, bu hakları sınırlı bir şekilde sunarak egemenliğini devam ettirmek istemiştir. Hangi seçmenin oy kullanacağı, kimlerin seçileceği konusunda da yine elit tabakalar belirleyici olmuştur.

Bu noktada eleştirilmesi gereken, Osmanlı’nın halkın iradesini yansıtan gerçek bir demokrasi anlayışını benimsememiş olmasıdır. Batı’daki demokratikleşme hareketlerinin aksine, Osmanlı’da halkın katılımı daha çok bir araç olarak görülmüş, halkın iradesi üzerinden iktidar koruma stratejileri geliştirilmiştir.

Kadınların Perspektifi: Demokrasiye İkinci Sınıf Birey Olarak Katılmak

Erkekler için daha çok stratejik bir mesele olan bu reformlar, kadınlar açısından ise daha çok “insan hakları” ve “eşitlik” perspektifinden ele alınmalıdır. Kadınlar, her ne kadar erkeklerin seçim hakları ile eşit haklara sahip olmasalar da, toplumun yarısının dışlanmış olması, demokrasinin ne kadar eksik ve yarım kaldığının göstergesidir. Gerçek bir demokrasi, sadece erkeklerin stratejik düşüncesiyle şekillenen bir yapıyı değil, kadınların da eşit bir şekilde temsil edileceği bir yapıyı gerektirir.

Kadınlar için bu dönem, hem toplumsal hem de siyasi anlamda ciddi bir dışlanmışlık dönemi olmuştur. Her ne kadar zaman içinde Osmanlı'da kadınların bazı toplumsal hakları için bazı adımlar atılmaya başlanmış olsa da, seçimlerde ve karar alma süreçlerinde kadınların söz hakkının olmaması, özgürlük ve eşitlik anlayışının da çok dar bir çerçevede gerçekleştiğini gösterir.

Provokatif Sorular: Gerçekten Demokratik mi?

Osmanlı'daki bu seçim reformu, halkın demokratik haklarını genişletmektense, aslında mevcut yönetimin iktidarını sürdürmesi için bir araca dönüşmüş olabilir mi? Osmanlı, halkı gerçek anlamda özgürleştirip onlara seçme hakkı vermiş midir, yoksa yalnızca dış dünyaya karşı modernleşmiş bir görüntü mü sergilemiştir? Kadınların bu reformlardan dışlanması, demokrasinin kadınları kapsayan bir anlayışla güçlendirilebilmesi için daha ne kadar yol kat etmesi gerektiğini gösteriyor mu?

Bu sorular, hem geçmişi hem de günümüzü sorgulayan ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Osmanlı’daki seçim hakları sadece halkın özgürlüğünü genişleten bir adım mıydı, yoksa halkın da dahil olduğu daha büyük bir “demokrasi eksikliği”nin bir parçası mıydı?
 
Üst